Hayatta mesele kalbi ya da mantığı seçmek değildir ikisini de aynı anda dinleyebilmek, duyabilmektir.

Bazen kalbimiz git derken mantığımız dur der bizlere. Bazen de tam tersi olur yanlış olduğunu yalan olduğunu bildiğin halde mantığın dur derken kalbin seni dinlemez. Kalbin ve mantığın arasındaki ikilemde kalırsın. Ve bu ikilem seni çok yorar.

Senin zamanından, hayatından ve belki de ömründen çalar. Bazen bir şeyin olmasını çok istersin ama içindeki bir ses “bunun sana bedeli ne olacak”? diye sorar.

Bazen de sana mantıklı gelen şeyin ya da kararının seni kendinden, içinden ne kadar uzaklaştırdığını fark edersin. İşte tam da burada mantığın ve kalbin arasında sıkışıp kalmış olursun ki kalbini mi dinleyeceksin yoksa mantığını mı?

Çoğu zaman bizler mantığımızla değil de kalbimizle hareket ederiz. Sonunun, sonucunun ne olacağını bildiğimiz halde yine de canımız yana yana o kalp kırıklıklarını yaşarız. Çoğu zaman sonu hüsranla bitse de…Yine de kalbimize söz geçiremeyiz.

Asıl mesele kalbimizden geleni duyarken mantığımızı da kaybetmemek. Duygularımızı yok sayamayız ama mantıklı da kararlar vermeliyiz. Duygularımızı esiri olup bizi yönetmesine izin vermemeliyiz. Her istediğimiz şey bizim için iyi olmayabilir. Her zaman kalbimizin sesini dinlemekte bizleri dönülmez yollara sürükleyebilir. Ama her mantıklı şey de doğru demek değildir.

Burada bence asıl önemli şey mantığımızı ve kalbimizi aynı teraziye koyup hangisi daha ağır basıyorsa ve sonuçlarına da katlanacaksak onun peşinden gitmektir…