Ortadoğu’da haritalar değişmiyor belki ama dengeler her gün yeniden çiziliyor.
Suriye’de yıllardır devam eden belirsizlik yeni bir döneme girerken, bölgedeki her aktör kendisine yeni bir alan açmaya çalışıyor. İsrail’in Suriye sahasındaki hamleleri ise artık yalnızca Suriye’nin iç meselesi olarak değerlendirilemeyecek bir noktaya geliyor.
Çünkü mesele giderek Türkiye’nin güvenlik alanına yaklaşıyor.
Türkiye yıllardır Suriye konusunda çok ağır bir yük taşıdı. Milyonlarca insanın göçünden sınır güvenliğine, terör örgütlerinden ekonomik maliyetlere kadar bu savaşın bedelini bölgede en fazla ödeyen ülkelerden biri Türkiye oldu.
Şimdi Suriye’de yeni bir düzen kurulacaksa Türkiye’nin olmadığı bir masa düşünülemez.
Bunu yalnızca biz söylemiyoruz.
Türkiye’nin askeri gücü, diplomatik ağırlığı, ekonomik kapasitesi ve Suriye ile olan yüzlerce kilometrelik sınırı ortada. Dolayısıyla Suriye’nin geleceğini Türkiye’yi dışarıda bırakarak şekillendirmeye çalışmak siyasi gerçeklikle bağdaşmaz.
İsrail ise uzun süredir bölgede farklı bir strateji izliyor.
Kendisinin güvenliğini gerekçe göstererek çevresindeki ülkelerin zayıf kalmasını isteyen bir anlayış görüyoruz. Irak’ın, Suriye’nin veya Lübnan’ın güçlü ve istikrarlı devletlere dönüşmesi İsrail’in bölgesel hesapları açısından her zaman kolay kabul edilen bir durum olmadı.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılması gerekiyor.
Türkiye, Suriye değildir.
Türkiye’nin devlet geleneği, askeri kapasitesi ve bölgesel ağırlığı başka bir seviyededir.
Bu nedenle Türkiye’nin güvenlik alanlarını hedef alan veya Türkiye’yi bölgede sınamaya çalışan her girişimin hesabı çok iyi yapılmalıdır.
Türkiye savaş isteyen bir ülke değildir.
Tam tersine Ankara son yıllarda birçok krizde diplomasiyi öne çıkaran ülkelerden biri oldu. Rusya-Ukrayna savaşında yürütülen temaslardan bölgedeki normalleşme girişimlerine kadar Türkiye mümkün olduğu her yerde masayı tercih etti.
Fakat diplomasi istemek güçsüzlük değildir.
Barış istemek de geri adım atmak değildir.
Türkiye’nin çevresinde kurulacak hiçbir denklem Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit edemez.
Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir söylem değildir. Suriye parçalanırsa ortaya çıkacak terör yapılarının, yeni göç dalgalarının ve vekâlet savaşlarının ilk etkisini yaşayacak ülkelerden biri yine Türkiye olacaktır.
Bu yüzden Ankara’nın Suriye konusundaki hassasiyetini herkes doğru okumalıdır.
Bugün bölgede yapılması gereken yeni çatışmalar çıkarmak değil, Suriye’nin yeniden ayağa kalkmasını sağlamaktır.
Yollar yapılmalı.
Şehirler yeniden kurulmalı.
Ekonomi canlandırılmalı.
Milyonlarca Suriyelinin güvenli şekilde ülkesine dönebileceği şartlar oluşturulmalıdır.
Türkiye’nin çıkarı da budur.
Bölgenin çıkarı da budur.
Ancak bazı ülkeler Suriye’yi yeniden bir hesaplaşma sahasına çevirmek isterse Türkiye buna sessiz kalamaz.
Çünkü artık mesele yalnızca Şam’ın meselesi değildir.
Mesele Türkiye’nin hemen yanı başında nasıl bir Ortadoğu kurulacağı meselesidir.
Türkiye kimseyi tehdit etmek zorunda değildir.
Ama kimse de Türkiye’nin sabrını, kapasitesini ve kararlılığını test etmeye kalkmamalıdır.
Bu coğrafyada tarih bize defalarca aynı şeyi gösterdi:
Devletler bazen masada söyledikleriyle değil, gerektiğinde söylemedikleri halde yapabilecekleriyle güçlüdür.
Türkiye’nin gücü de tam olarak buradadır.
Barışı ister.
Diplomasiyi savunur.
Ama milli güvenliği söz konusu olduğunda geri adım atmaz.