Türkiye’de siyaset yine hareketli. Partiler konuşuyor, liderler açıklamalar yapıyor, karşılıklı eleştiriler peş peşe geliyor. Televizyon ekranlarında her akşam başka bir siyasi tartışma yaşanıyor.

Fakat bütün bu tartışmaların arasında bir soru sormamız gerekiyor:

Vatandaşın gündemi nerede?

Bugün Anadolu’da herhangi bir kahvehaneye oturun.

Bir esnafın dükkânına girin.

Pazarda alışveriş yapan vatandaşla konuşun.

Bir çiftçinin yanına gidin.

Konuşulan meselelerin büyük bölümü aynı yere çıkıyor:

Geçim.

Vatandaş markete gittiğinde cebindeki paraya bakıyor.

Esnaf ay sonunda kirasını, vergisini ve çalışanının maaşını düşünüyor.

Çiftçi mazotu, gübreyi, tohumu hesaplıyor.

Sanayici finansmana nasıl ulaşacağını düşünüyor.

Emekli ise aldığı maaşla ayın sonunu nasıl getireceğinin hesabını yapıyor.

Böyle bir ortamda siyasetin vatandaşın gerçek gündeminden uzaklaşma lüksü yoktur.

Türkiye elbette büyük bir devlet.

Dış politikamız olacak.

Savunma politikamız olacak.

Bölgesel hedeflerimiz olacak.

Terörle mücadele edeceğiz.

Milli güvenliğimizi koruyacağız.

Ancak güçlü devlet olmanın bir başka şartı daha vardır:

Güçlü vatandaş.

Vatandaş ekonomik olarak güçsüzleşirken devletin uzun vadede güçlü kalması mümkün değildir.

Bu nedenle iktidarın da muhalefetin de önündeki temel mesele vatandaşın hayatını kolaylaştırmak olmalıdır.

Muhalefetin görevi yalnızca iktidarı eleştirmek değildir.

Sorunlara uygulanabilir çözümler üretmektir.

İktidarın görevi de yalnızca yapılan yatırımları anlatmak değildir.

Vatandaşın bugün yaşadığı sıkıntıyı görmek ve çözmektir.

Türkiye’nin artık sürekli kavga eden bir siyasi dile değil, sonuç üreten bir siyasi anlayışa ihtiyacı var.

Çünkü vatandaşın beklentisi aslında çok açık.

İnsanlar çocuklarına iyi bir gelecek bırakmak istiyor.

Gençler yıllarca okuyup işsiz kalmak istemiyor.

Esnaf yarın dükkânını açıp açamayacağını düşünmek istemiyor.

Çiftçi toprağını terk etmek istemiyor.

İşçi aldığı maaşın daha cebine girmeden erimesini istemiyor.

Bunlar sağcının veya solcunun meselesi değildir.

Bunlar Türkiye’nin meselesidir.

Siyaset tam olarak bunun için vardır.

Sorunları büyütmek için değil, çözmek için.

Toplumu bölmek için değil, ortak hedeflerde buluşturmak için.

Seçim kazanmak elbette siyasi partilerin hedefidir.

Fakat devlet yönetmek seçim kazanmaktan daha büyük bir sorumluluktur.

Bugün iktidarda olan yarın muhalefette olabilir.

Bugün muhalefette olan yarın iktidara gelebilir.

Ama değişmeyen tek şey Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Bu nedenle siyasi rekabet ne kadar sert olursa olsun devletin ve milletin ortak çıkarlarının üzerinde hiçbir parti hesabı olmamalıdır.

Türkiye’nin enerjisini bitmeyen siyasi tartışmalarda tüketmemesi gerekiyor.

Önümüzde yapılacak çok iş var.

Ekonomiyi güçlendirmek zorundayız.

Üretimi artırmak zorundayız.

Gençlere umut vermek zorundayız.

Tarımı yeniden güçlü hale getirmek zorundayız.

Sanayiciyi dünya ile rekabet ettirmek zorundayız.

Ve bütün bunları yaparken toplumdaki güven duygusunu güçlendirmek zorundayız.

Vatandaş artık kimin daha yüksek sesle konuştuğuna değil, kimin sorununa çözüm ürettiğine bakıyor.

Belki de Türk siyasetinin yeniden hatırlaması gereken en önemli gerçek budur.

Siyasetin merkezinde parti değil, millet olmalıdır.

Çünkü seçim sandıkta kazanılır.

Ama milletin güveni yalnızca sandıkta kazanılmaz.

Çalışarak kazanılır.

Üreterek kazanılır.

Adaletle kazanılır.

Ve en önemlisi vatandaşın derdini gerçekten anlayarak kazanılır.